Eğlendir Beni: True Blood

Yazın gelişi genellikle günlük trafiğin ve sorumlulukların hafiflediğini müjdeler. Bu durum da kişiye kalan zamanın arttığı anlamına gelir: Kışın imrenilen ve ulaşılamayan her türlü eğlence havaların ısınmasıyla artık mümkündür.
True Blood, epeydir merak ettiğim ama diş geçiremediğim bir diziydi. Yaz olmasına rağmen çok ferah bir hayatım yok tabii, yine de bu işi daha fazla ertelemek olmazdı; yatmadan/sabah kalkınca/arada zaman bulunca parça parça seyrettim diziyi.
Dizi, insanlar ve vampirlerin bir arada yaşadığı alternatif bir dünyada geçiyor. Vampirler yeraltı dünyasıyla ve suçla daha ilintili, daha kudretli yaratıklar olarak karşımıza çıkarken, insanlar zaafları, avantajları ve insanı insan yapan diğer tüm nitelikleriyle insanlar. Dizinin senaryosu, Charlaine Harries'in The Southern Vampire Mysteries isimli serisinden kotarılmış.
Diziyle ilgili ayrıntılara ve dizinin çağrıştırdıklarına geçmeden önce dizinin jeneriğine ve soundtrack'ine(çok şahane bir country şarkısı, hafif hafif blues, temiz bir bariton-Jace Everett-Bad Things) takılmakta yarar var: HBO-tarzı, ziyadesiyle kendine has.
True Blood, vampirleri evcilleştirmeye yarayan, onların günlük ihtiyaçlarını karşılayan bir tür içecek. Diziye adını veren bu içeceğin, anormalleri normalleştirip gerçekliğe uydurabilmek gibi bir misyonu var. Bu içecek sayesinde vampirlerin insanlardan beslenmesi bir zorunluluk olmaktan çıkıp bir opsiyon haline geliyor.
True Blood değişik karakterle dolu bir dizi: Çevresindekilerinin düşüncelerini duyabilen, 20'lerinde sarışın bir kız;(Amerikan Rüyası. Amerika'nın Britney Spears'ın olmasını istediği kişinin daha aklı başında hali de denebilir), zaman zaman ırkına ters düşmeyi göze alarak içindeki insanı yaşatmaya çalışan, vatansever bir vampir; çocukluğundaki sorunlarla başa çıkmakta güçlük çeken, dayanıklı bir başka kız ve alkolik annesi; şekil değiştirebilen, insanların arzularıyla oynayabilen yan karakterler... Karakterlerin enteresanlığı ve davet ettikleri diğer ihtimaller, dizinin karakterleri hakkıyla tanımlamasını/detaylandırmasını zorlaştırıyor belki; yine de dizinin bu hususta gayet iyi bir iş çıkardığını eklemekte yarar var.
True Blood cinsellik, şiddet, bulmaca ve mizah gibi unsurlardan beslenerek, daha büyük mevzular hakkında kafa yormaya çalışan bir dizi. Örneğin, diziyi takip ederken kendinizi vampirlerin fiziksel özelliklerini beğenirken, üstünlüklerini kullanmaları gerektiğini düşünürken bulabiliyorsunuz. Bu noktada gücün ne kadar çekici bir şey olduğunu yeniden hatırlamakta yarar var. Vampir kanı yudumlayarak ''uçan'' ölümlüleri gördüğünüzdeyse, bağımlılık ve gerçekliği sorgulamaya başlıyorsunuz. Ne de olsa bağımlılık, günümüzde çok önemli. Dizi de seks, din, acı, madde gibi bağımlılık yaratan unsurları güzelce masaya yatırıyor. Toplum ve ayrımcılık, dizinin vampirler üzerinden müdahale ettiği bir başka mevzu: Vampirleri eşcinsellerle, sosyal piramidin herhangi bir basamağıyla ya da azınlıklarla eşlemek mümkün.
Yüksek dozda eğlencesiyle, garip/ilgi çeken karakterleriyle ve dokusuyla True Blood, takip edilmeyi fazlasıyla hakediyor.
Dizinin açtığı kafalar, zaman zaman burada olacak.





